• Hakkımda
  • Yazılarım

Öznur Doğan

Tag Archives: oznurdogan.com

Back to the Future

08 Çarşamba Şub 2012

Posted by Öznur Doğan in Edebiyat, kitap inceleme, kitap tanıtım

≈ Yorum bırakın

Etiketler

öznur doğan, kitap incelemesi, kitap tanıtımı, maroia, oznurdogan.com


Sabah saat 9. Evimdeyim. Ev naftalin kokuyor. Hiç de böyle kokmaz normalde. Babaannem mi gelmiş bizde kalmış ben yokken diye düşündüm ama alakası yok.

Saat 10 güzel bir çay ve azıcık yemek. Kilo almışım vesselam toparlamak gerek.  Yolculuk yorucu geçmiş uyuklayıp uyanmaktan ne bir su içebilmişim ne bir çay.

Saat 11. Öznur dışarı çıkar. Akşam eve gelir. Kemikleri sızlar. Tatilden dönen insan neden çok yorgun olur? Sanırım 20 kilo kadar ağırlık taşıdım kendimle. Kollarım bacaklarım hep et kesiği. Bilir misiniz et kesiği ne demek?

Akşam olmuş evime gelmişim. Ellerim ile kollarım pek birbiri ile alakalı hareketlerde bulunmuyorlar.

Ev yine de huzur demek azizim. İnsanın hıphızlı bir araba ile kendine dönüşü gibi bir şey. Odasının kokusunu alışı, bıraktığı dağınıklığı bile buluşu hatta. Şimdi kendimi etrafa işeyerek yerini ve çapını belirlemiş aslan gibi hissediyorum.

Hoşgeldim kendi bölgeme.

Bir Karış İstanbul’da Üç Kuruş Aklım

07 Salı Şub 2012

Posted by Öznur Doğan in Edebiyat, kitap inceleme, kitap tanıtım

≈ 2 Yorum

Etiketler

ömer ayhan, öznur doğan, bir karış istanbul, gümülcine, içimizdeki şeytan, kitap, kitap incelemesi, kitap tanıtımı, komotini, maroia, oznurdogan.com, sabahattin ali, yapı kredi yayınları, İstanbul


Daha dün gece yaklaşık 20 sayfası kalan Bir Karış İstanbul kitabını bitirdim. Ömer Ayhan yazmış. İlk defa denk geldim Ömer Ayhan’a. Önce Sadri Alışık selamı verdim sonra sayfalarını araladım. Yanlışlıkla duvara dayadığım ve hafiften rutubetle nemlendiği için üzüldüm. Üzülmedim değil.

Sonrası… Sonrası tam da damağımda kalan müthiş tat. Yenilere bakıyorum yeniler alıyorum. En çok eskilerle harmanyalabildiğim yenileri seviyorum. Romanı roman üzerine hikayeyi de hikaye üzerine katıyorum.

Ömer Ayhan’a başlayınca beynimde bağlantılar başlıyor çabucak Mine Söğüt’ün Deli Kadın Hikayeleri ile. Böyle vurucu böyle sağlamdı Mine Söğüt de.

Sanırım sıradan aşk polisiye vs tüm o diğer hikayelerden daha fazla seviyorum kısacık fakat çok şey anlatan yazıları.

Birkaç şiir de var öyle Göçebe mesela. Bir de Acaba.

Yazarların hayatlarını da vurucu bulduysam bir de keyfime diyecek yok.

Akşam 1 otobüsü ile Gümülcine’den İstanbul’a doğru hareket eden otobüste İçimizdeki Şeytan’a kaldığım yerden devam ediyor olacağım. Onu da hemen Darwinisme bağlıyorum fakat onu yeni bir sayfaya bırakıyorum.

Ps: Dangalak gibi çirkinleşen yazımı düzelttim. İtina ile güzel yazıyla geliyorum. Öptüm.

Öğrenmek son/suz/dur

06 Pazartesi Şub 2012

Posted by Öznur Doğan in Edebiyat, kitap inceleme, kitap tanıtım

≈ Yorum bırakın

Etiketler

anne, çocuk, öznur doğan, öğrenmek, can, canan, fi tarihi, karpuz, kitap incelemesi, kitap tanıtımı, maroia, oznurdogan.com, İstanbul


Yanıma 6 kitap alıp 4ünü okuyarak dönmüş olacağım için sevinçliyim. Normalde tatile kitap götürür fakat hiçbirisini okuyamazdım. Kitapların dönemleri mi var insanların mı dönemleri var bilemiyorum ama bayağı başarılı sayılırım eski kat sayıma göre.

4 kitaptan 40 farklı şey öğreniyorum. Bunu biliyorum ama hayat da öğretici. Oldukça hem de.

Yarın akşam yola çıkacağım gece 2’de. Sabah 8’de İstanbul’dayım. Özlediğim şehir beni mi bekliyordu sanki? Hiç de alakası yok ama dönüyorum işte. Ben dönmeyi bekliyordum en azından. Şu an birazcık arada kalsam da bu konuda. Dur bakayım kendime yalan söylemeyi beceremiyor muyum acaba?

Ben öğrenmeyi seviyorum. Öğretmeyi de seviyor olsam gerekir ki minik kuzene ‘Atom-neymıç-kanka-bitanem’ demeyi çoktan öğrettim. Ama öğrendiğim üç beş sağlam şey var.

Birincisi bir anne çocuğunun bir kelimesi söyleyişi ile dünyanın en mutlu annesi olabilir. Bir kelimeyi söyleyemeyişi de en mutsuz annesi yapabilir onu.

İkincisi etrafta ters giden bir şeyler varsa daima dışarıdan olan ilk zan altında bırakılandır. Fi Tarihi’nde de Kabil’in ‘Siz dışarıdan geldiniz kesin Habil’i sizin öldürdüğünüzü düşünecekler.’ demesi gibi.

Üçüncüsü ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş hep kendi anneni daha fazla özlediğin. Arayıp arandığında musmutlu olduğun.

Dördüncüsü sevilen ile seven çok uzak mesafelerde de olsa canı sıkkınsa can ya da cananın diğerinin de canı sıkılır içi çömelir kafası kabarır.

Beşincisi de gökten bana hiç elma düşmüyor kafamda oyuk yok ama sağlam kafa var bende de karpuz gibi.

Çehov’un Martı’sı

01 Çarşamba Şub 2012

Posted by Öznur Doğan in Edebiyat, kitap inceleme, kitap tanıtım

≈ Yorum bırakın

Etiketler

anton çehov, öznur doğan, kitap incelemesi, kitap tanıtımı, maroia, martı, oznurdogan.com, yapı kredi yayınları


Simgeler alır simgeler satarım. Severim imgeleri ve simgeleri. Bir martının insan olabilişinini de severim bu yüzden.

Treplev vuruyor bir martı. Ben martıları vurmadım şimdiye kadar çünkü onun gibi kendimi de vurabilmeye açık değilim henüz. Martıları da beslemedim ama şimdiye kadar. Bir simiti on beş parçaya bölüp on beş farklı martıyı doyurmak değildi amacım da.

Bir tiyatro oyununu okumak farklı bir deneyim. Siz kendi karakterlerinizi kendiniz yerleştiriyorsunuz sahnenin her yerine. İstediğiniz gibi hareket ettiriyorsunuz saçlarına gözlerine renk veriyorsunuz. Bir de tiyatro yazmak üzerine bir tiyatroda işin meta oluşu daha çok vuruyor insanı.

Martı sadece Treplev değildi en başından beri. Martı herkesin yerine koymak istediği şeydi. Nina’nın sorunlu giden aktristliğiydi ya da Trigorin’in kendi ruhunu tüketişiydi.

Benim martım İstanbul’dan ayrılamayışım oldu kitabı kapattığımda. Sizin martınız neydi peki?

Gökyüzünden Görüntüler

31 Salı Oca 2012

Posted by Öznur Doğan in Edebiyat, kitap inceleme, kitap tanıtım

≈ Yorum bırakın

Etiketler

öznur doğan, Cemal Süreya, Cesare Pavese, Ece Ayhan, Edip Cansever, Gökyüzü, kitap incelemesi, kitap tanıtımı, maroia, oznurdogan.com, Turgut Uyar, yunanistan, Yıldız, İstanbul


Turgut Uyar’ı göğe bakabildiği için seviyormuşum meğerse bilmeden. Her sene buraya geldiğimde İstanbul’un o yıldızsız gökyüzünden uzaklaşmış oluyordum. Gökyüzüne bakmak çok zevkliydi çünkü burada. Aradan seneler geçti. Benim Yunanistan tatillerim azaldı ama gökyüzünün yıldızlı hali hiç bitmedi.

Balık tutmak zevklidir. Kaçınız balık tuttu bilmiyorum ama geceleri oltaları sabitleyip ucuna da çan takıp balık beklemek ayrı güzeldir sahil boyunda. Yere serersiniz birkaç örtü. Böceklerden de korkmazsınız ilginç bir biçimde. Halbuki taşların arasındadır onlar da sanki rahatsız etmek istemezler sizi.

Tam da dalarsınız gökyüzüne. Venüs’ü çoktan görmüşsünüzdür de başka yıldızlara kendinizce isim verirsiniz. Bir çan sesi gelir. Mırmır çıkmıştır denizden. Mis gibi tertemiz deniz size bir armağan verir. Mırmır da mutlu mudur bilinmez halinden sakince çıkar iğneden.

İşte öyle akşamlarda o balıktan sonra gök hep daha parlak ve yıldızlı görünür. İstanbul’da tutsanız aynı balığı aynı yıldızı göremezseniz. Sayıyladır İstanbul’da yıldız. Adam başı hesabı. Üç mü düşer beş mi?

Ama dün akşam kafamı kaldırıp da buz gibi havada göğe baktım. Sayamadım yine bana düşen yıldızları çünkü yine fazlaydı yıldız sayısı. Bulut da yoktu görüşümü engelleyen.

Turgut Uyar’la birlikte göğe baktım dün. Bir de yanıma baktım ki Süreya da burada Pavese de. Cansever diğer yanımda bir de yanında Ayhan.

Böyle zenginlik kolay nasip olmaz. Sadece gök değil dört bir yan ışık saçıyor.

Kafka’dan Dönüşüm’üm

29 Pazar Oca 2012

Posted by Öznur Doğan in Edebiyat, kitap inceleme, kitap tanıtım

≈ 9 Yorum

Etiketler

Ölüm, öznur doğan, Böcek, Dönüşüm, Franz Kafka, Gregor Samsa, kitap incelemesi, kitap tanıtımı, maroia, oznurdogan.com


Uzun zamandır ha okudum ha okuyacağımdı Dönüşüm benim için. Bazı kitapların voodooları olduğunu düşünüyorum bu yüzden. Benim Adım Kırmızı da öyleydi çünkü. Binlerce kez elime alıp başlayamamıştım. Ama zamanı var sanırım hepsinin.

Dönüşüm daha bugün bitti. O yüzden çok taze bütün fikirler aklımdaki. Gregor Sama olup uyanada bilirim sabaha yani.

Kafka’nın aklına düşüyorum öncelikle. Yani neden aklına geliyor bir böcek olarak doğabilme ihtimali bir sabaha. Ama sonra hatırlıyorum ki Kafka hep böyle. Biraz tozlu ve bulanık zihni. Belki de sabah uyandığı gördüğü kişi kendisiydi yatağında böcek olarak.

Hayatını pazarlamaya adamış bir adam. Hiçbir zaman kendisine vakit ayırmıyor ve ayırmamaktan zevk duyuyor aslında. Ve fakat sonu -dikkat spoiler içerir- kendi odasında ölü bulunmak oluyor.

Ailesi onun ölümünden memnun oluyor. Çünkü yük haline gelmeye başlamış birisi artık var olmasa da olur.

Şimdi düşünüyorum da kim bilir kaç kişi için yük kelimesini kullandı insanlık. Bir çoğu da ölüp gitmesini istedi bu yüklerin. Onları en çok seven kişiler bile. Gregor’un kardeşi en başta ona bakmayı kendisine iş edinse de evden uzaklaştırılması gerektiğini ilk söyleyen o oluyor mesela. Acı bir gerçek.

Hayat yeni böcekler üretiyor, insanlar bu böcekleri yok etmek için savaşıyor. Bazen bu böcekleri öldürerek kendileri böceğe dönüşüyorlar.

Kafka’nın zihnine girdim bugün. Pek çok *böcekli* rafta ellerimi gezdirdim. Bir böceğe dönüşmemek için kendime söz verdim. Yoksa beni en çok sevenler bile bencen çarçabuk kurtulacaklar. Korktum.

Benim Icin En Zor Sey

28 Cumartesi Oca 2012

Posted by Öznur Doğan in Edebiyat, kitap inceleme, kitap tanıtım

≈ 8 Yorum

Etiketler

öznur doğan, kitap incelemesi, kitap tanıtımı, maroia, mis gibi yapmak, oznurdogan.com, pasaport, stres, yalan, yunanca, zor


Eski pasaportumu teslim edip yerine yenisini almak ici muraat etmeye gittik sabah dayimla beraber. Kapidan girmeden once dayim bana ” Nerede oturuyorsun derse Arsakieon de.” dedi. Tabii her sey kolay. Arsakeion demeye ne var fakat soru Yunanca gelecek ve tahminen birkac soru daha takip edecek ana soruyu. Ya Allah dedik girdik odaya. Kadinin ilk sordugu sey “Kizin yasi kac?” oldu. Tabii dayim da kendisine sorulacak bir soruyu beklemiyor. Aldi bizi bir yas krizi. 21 dedim isin icinden ciktik ama her sey o kadar kolay degil. Boy kac, gozleri ne renk derken hic de sorulmadi nerede oturuyor bu kiz diye.

O kadar olagan gorunmesine ragmen benim icin en zor sey bilmedigim halde biliyor gibi davranmak. Hani o karsinizdaki bir soru sordugunda anlamazsiniz da gulumser ve soru sormamis oldugunu umarsiniz ya o hesap.

Bakakaldim kadinin ardindan atamadim kendimi sorulara Yunanca zor vesselam.

Sonuc olarak yeni pasaport basvurumda bulundum tabii ki. Haftaya cuma hazir oluyormus kendileri. Gidip alacagim kabaksuratbiometrikfotografliciplisupersonikpasaportumu.

Kendime iyi bakiyorum, opuyorum.

Greetings from Greece

27 Cuma Oca 2012

Posted by Öznur Doğan in Edebiyat, kitap inceleme, kitap tanıtım

≈ Yorum bırakın

Etiketler

öznur doğan, gümülcine, ipsala sınır kapısı, kitap incelemesi, kitap tanıtımı, maroia, migros, oznurdogan.com, yunanistan


Geia sou.

Dün sabah 10’da yola çıktım efendiler, önce Türk gümrüğü sonra Yunan. Sonra 5.30 gibi kimsenin beklemediği bir eve gittim. Anneannem önce komşu kızı sandı beni. Yengemin ağzı takriben 4 karış açıkk kaldı, dayım uyku sersemiydi tepki bile veremedi.

Tüm gece boyunca buraya gelip minik iki tane veleti sevebileceğim diye heyecanlandım uyuyamadım. Geldiğim gibi de saplam öptüm ikisini de.

Sanırım bebek sevmek apayrı bir şey. En azından benim için bayağı güzel.

Hayat bu kadar güzelken sitem edeceğim iki nokta var:

Birincisi free shopa girip kendisini kaybeden dangalak yolcular. Ikincisi sebepsiz yere bekleten gümrük görevlileri.

Ah o yolcular. Kendilerini kaybedeler, 10 dakikalik alisveriş molasını 45 dakika yaparlar. Delirtirler. Hayır ülke içindeki fiyatla aynı fiyat bir fark yok yani. Madem birkaç bir şey alacaktın gitseydin Migros’a vs. alsaydın alacaklarını. Ama olmaz illa o free shopa girilecek ve yolcular itina ile bekletilecek. Olmuyor arkadaşlar birazcık dikkat lütfen. Saat 4’te varacağım yere siz ve gümrük memurları yüzünden 1.5 saat rötarla vardım.

Gelelim gümrük memurlarına. Ellerinde birkaç dosya ile dünyayı onlar yaratmıştır. Onu inceler bunu inceler hiçbir şey bulamaz yine inceler. Yersiz yere bavul açtırır. Sırf vakit kaybı olsun diye elinden gelen her şeyi yapar. Boyle de sinsi olunmaz ki. Zaman akıp gidiyor hızlıca biz de soğukta elimizin yüzümüzün çatladığı ile kalıyoruz.

Ben şimdiye kadar beklemediğim bir gümrükten geçiş sahnesi yaşamadım. Yaşacaksak ne ala. Güneşli gümrük günleri bekliyorum.

Ps: Fotoğrafta gördüğünüz fenerin yapımında dedem de görev almış. O yüzden havalıyım oldukça.

Yunanistan’a Yolculuk

25 Çarşamba Oca 2012

Posted by Öznur Doğan in Edebiyat, kitap inceleme, kitap tanıtım

≈ Yorum bırakın

Etiketler

alexandropoli, öznur doğan, dedeağaç, kavala, kitap incelemesi, kitap tanıtımı, komotini, maroia, oznurdogan.com, ukrayna, yunanistan


Her sene fırsat buldukça kaçmaya çalıştığım, gittiğimde de çok fazla yer gezemediğim için sıkılıp dönmeye karar verdiğim memleketime bir kez daha yol alıyorum.

Yarın sabah saat 10’da otobüs otogardan kalkacak, akşam üzeri 4’te ben köyün girişinde inmiş olacağım. Köy diyorum da çok arada kalıyorum köy demeye. Arnavutköy’ün gerçekten köy gibi olduğunu düşünürsek (sahil kıyısında olan değil), sanırım benim gideceğim Aşağıköy(Arsakeion) o kadar da köy değil. İki katlı villa tipi evler, pimapen camlar, mazotlu ısınma sistemleri, neredeyse hane başına düşen 2 araba ile pek köy değil evet.

Ama benim dem vurmak istediğim şey şu gidip de sıkılmalarım. Sıkılıyorum çünkü bu ah parayı hemen harcama hastalığım beni hep yarı yolda bırakıyor. Bir bakıyorum ki gezecek param kalmamış. Nereye harcamışım? Arkadaşlarımla içmeye, yemeye, gezmeye. Sonra sen Yunanistan’a yaşından fazla git ama Selanik’i görme.

Bizimkiler de (anneanne, teyze, dayı, enişte) götürmüyorlar orası da birazcık acı. Ama seneye affetmem. Bu yaz için hedef Yunanistan değil Ukrayna.

Şimdiye kadar en azından Dedeağaç (Alexandropoli), Gümülcine (Komotini), Kavala gibi kentleri gezdim. En çok Kavala’yı seviyorum fakat. Ah o denizi. Sonra Dedeağaç. Gümülcine’de zaten deniz yok.

Demem o ki, gidip de dönmek istemeye gidiyorum yarın Yunanistan’a. Bir bakalım özlemiş mi beni memleket.

Deneme 1-2-3

25 Çarşamba Oca 2012

Posted by Öznur Doğan in Edebiyat, kitap inceleme, kitap tanıtım

≈ 2 Yorum

Etiketler

öznur doğan, darüşşafaka, deneme, hikaye, kitap incelemesi, kitap tanıtımı, maroia, masal, oznurdogan.com, sosyal medya, yılmaz özdil


Uzun zamandır yazı yazmadıktan sonra bir anda bir blog açıp yazmaya başlamak beni zorlayacak gibi göründü ilk başta. Sonra dedim ki “Öznur aldın mı bir kere hızını zaten sen de kelimeleri tutamazsın.”. Gayet güzel demişim sanırırm, en azından anlatacak şeylerim var, masallarım var hikayelerim var.

Bundan bilmem kaç sene önce – hesaplamak zorunda bırakmayın işte beni – bir hikaye yazmıştım, Darüşşafaka’nın düzenlediği kısa hikaye yarışmasına yollamıştı Edebiyat hocası. Birinci olmamıştı ama en azından sıralamaya girmişti, kitapta basılmıştı. O zamandır yazı yazmıyordum.

Yani yazdım aslında, bir sürü mektup yazdım mesela. En sevdiğim insanlara. “En”lere. Ama onların haricinde oturup da bir yazı yazmak gelmemişti içimden.

Kısa bir giriş yazısı olsun  istiyorum aslında. Yılmaz Özdil gibi de amma çok boşluk bıraktım. Olsun, iyidir. Okuru yormazsan kendin de yorulmazsın. -Yazar burada büyük kitlelere sesleniyormuş havası yaratmaya çalışıyor. – [O hava da ne işe yarayacaksa artık]

Buraya izlediğim filmler hakkında yorumları yazacağım, okuduğum kitaplar, gezdiğim yerler, keşfettiğim yeni mekanlar, edindiğim arkadaşlar, kaybettiğim arkadaşlar, kaybettiğim taraflarım vs. Bir de arada bir sağlam sosyal medya göndermelerim olacak. Ayık olun derim. -Sert kal taviz verme gibi bir slogan bulmam lazım, üzerine düşüneceğim.-

Bir Soluklanalım Burada

24 Salı Oca 2012

Posted by Öznur Doğan in Edebiyat, kitap inceleme, kitap tanıtım

≈ Yorum bırakın

Etiketler

öznur doğan, göğe bakma durağı, kitap incelemesi, kitap tanıtımı, maroia, oznurdogan.com, Turgut Uyar, yaşar usta


Hadi gelin birazcık göğe bakalım.
Hayatın hengamesinden kaçalım, kendimize küçük yerler yaratalım. Uyar’a dost olalım mesela.
Kim demiş “Usta öldü.” diye?
Siz hiç ölen usta gördünüz mü?
Ben görmedim. Bir de Yaşar Usta vardı. İyi bilirsiniz onu. “Bana bak efendi.” diye girdi mi söze hepinizin hatırladığı en azından üç beş kelime vardır o replikten. Uyar Usta işte bu yüzden ölmez, Yaşar Usta gibidir. Bize ait.
Karanlıkta diyor, gelin göğe bakalım. “Bu karanlık böyle güzel, aferin tanrıya.”.
Bırakın biraz daha rahat görelim gökyüzünü, mesela Venüs’ü gördünüz mü siz hiç?
Yani bir alan yarattınız mı kendinize kimseyi dahil etmeden. Göğe bakmanın zevkine varmak için.
Siz göğe bakın ben korurum sizin önemli eşyalar tıkıştırdığınız odaları, evleri.
Siz göğe bakın ben takip ederim sizin yerinize hayatı.
Birlikte göğe bakalım. Nasıl olsa sokaklarda kimseler yok, sarhoş olsak da yolumuzu da kesmezler.

“şimdi otobüs gelir biner gideriz
dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç”

Birileri bizi uyandırmak istiyor göğün uykusundan ama biz yine de onlara inat göğe bakalım.

Newer posts →

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Gizlilik ve Çerezler: Bu sitede çerez kullanılmaktadır. Bu web sitesini kullanmaya devam ederek bunların kullanımını kabul edersiniz.
Çerezlerin nasıl kontrol edileceği dahil, daha fazla bilgi edinmek için buraya bakın: Çerez Politikası
  • Abone Ol Abone olunmuş
    • Öznur Doğan
    • Diğer 123 aboneye katılın
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • Öznur Doğan
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Bu içeriği rapor et
    • Siteyi Okuyucu'da görüntüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle
 

Yorumlar Yükleniyor...