Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Fotoğraftan tanıyanlar için gerçek bir çakmak adam, tanımayanlar için tanıtıyorum; Jean Christophe Grange. Adı üzerinde uzun tartışmalar yapılan adam. Bu adamın soyadı nasıl okunacak? Gıranjj diyen var, Granje diyen var. Ben yazmayı tercih ediyorum, okumuyorum adını. Sinsilik yapıyorum biraz.

Polisiye romanları sevdiğimi bilmiyordum henüz, sınıfta bir kitap dönüp duruyor. Siyah Kan adı. Arkadaşlarımın hepsi çok beğenmiş durumdalar, bense aksiyon filmlerini sevmeme rağmen henüz polisiye gerilim roman türüne adımımı atmış değilim. (Arkasından Dan Brown serileri gelecektir.) Herkes okuduktan sonra ve hiçbir yorumu dinlemedikten sonra okumaya başlıyorum Siyah Kan’ı. Sağlam bir kurgusu var, anlatılan olay insanı allak bullak ediyor, anlatış şeklinden çok. İlk olarak büyük bir hayranlık duymaya başlıyorum bizim çakmak oğlana, sonra bakıyorum ki oğlan değilmiş bu adam. Çakmak adam oluveriyor birden. Hemen bir ikinci kitabını bulma sevdasına dalıyorum. Ve ardından Şeytan Yemini’ne başlıyorum.

Şeytan Yemini henüz yeni çıkmış, dumanı üzerinde tütüyor. Bir heyecandır alıyor beni yeniden. Bir solukta bir kitap daha bitirmenin büyük hevesi içindeyim. Gelen geçene “Bir yazar var, aklınız duracak, çok acayip yazıyor.” deyip duruyorum. Kandırabildiklerime kitabı veriyorum, onlar da okuyorlar. Harçlıklarımızı birleştiriyoruz, tüm Grange kitaplarını almaya karar veriyoruz arkadaşımla. İlk kitap bende kalacak satın aldığımız. Bu kitap da Şeytan Yemini. Şeytan yemini aşağı Şeytan Yemini yukarı, Yunanistan’a götürüyorum ben Şeytan Yemini’ni ve parkta unutuyorum, parkta yere koyuyorum çünkü kitabı. Unuttuğumu fark edip tekrar parka döndüğümde kitabı yakılmış halde buluyorum. Tahminen Yunan çocukları bir güzel yakmışlar, artık ne amaçla yaktılarsa?

Ardından İstanbul’a dönüyorum, yanımda birazcık para var. Euro bazında anneanne eli öpmüşüm, cüzdanım Euro görmüş durumda. Hemen iki kitabını daha alıyorum. İlki Leyleklerin Uçuşu, diğerlerinden daha ucuz olduğu için. Bu noktada ağır —spoiler —- veriyorum ve leyleklerin ayaklarında elmas taşıma işine bir kere daha vuruluyorum. İçimdeki aksiyonu durdurabilene aşk olsun, kitap okuma aşkı ayyuka çıksın.

Bir sonraki durağım Taş Meclisi oluyor, fakat Taş Meclisi’nde bir eksik var sanki. Bu sefer “Harika, mutlaka okumalısınız!!” bağırışlarım duyulmuyor. Sakince kitabı kaldırıyorum kitaplığa. Eksik bir şeyler var bu sefer, buldum bulacağım kıvamındayım. Biraz da üzüntü var üzerimde, haksızlık edilmiş gibi hissediyorum kendime; Nasıl kötü bir roman yazar?

Biraz ara veriyorum doğal olarak Grange okumaya, çünkü aldattı beni diye düşünüyorum. İstanbul’a imza gününe gelsin de bir iki laf sokayım diye beklediğim günler oluyor. Artistlenip imzalatmamayı düşünüyorum. Yine de bir yandan Kurtlar İmparatorluğu bana bakarken vazgeçemiyorum bu adamdan. Bir de diyorum ya çakmak çakmak bakıyor, küçükken dedemin bana dediği gibi.

Kurtlar İmparatorluğu içinde bol bol Türk, Türkiye kelimelerini barındırdığı için çok cazip geliyor. Tanıdık bildik yerlerden bahsediyor Grange, ben de gizli milliyetçi miyim neyim bilmiyorum, ne zaman Türkiye’ye ait bir şeyler görsem kanım kaynar yazıya. Memleket ister canım demek ki.

Kurtlar İmparatorluğu Taş Meclisi’nden daha kuvvetli geliyor. Ama ben artık polisiye gerilim okumaktan bıkmak üzereyim. Bünyeye böyle birden yüklenince hatalar verebiliyor tabii. Ne yapsam ne etsem diye düşünüyorum. Araya kitaplar sokmak istiyorum fakat yapamıyorum, beynim oldukça yorgun.  Fakat artık beni biraz tedirgin eden bir şey var kitaplarda. Bu adamın tüm kitapları neden mutlu sonla bitiyor?

Bu çakmak adam neden açık uçlu bir roman yazmıyor? Neden illa ki polisimiz, dedektifimiz işin üstesinde geliyor? Şimdiye kadar aydınlatılmamış yüzbinlerce cinayet yok muydu yani? Sinek küçük ama mide bulandırır misali, beni bir geriyor bu gerçek. Böyle bir gerçeği kendime söylemem de bayağı zamanımı alıyor. En sonunda  son bir umut Koloni çıkıyor ve ben satın alıyorum.

Koloni diğerlerinden daha farklı (kapağından da anlaşılacağı üzere) fakat bu fark en sonunda belli oluyor.  Yani gidişat yine okumuş olduğum diğer Grange kitaplarındaki gibi. Bozulmak ile bozulmamak arasında sona geldiğimde açık uçlu bir kitap bulmak karşımda beni baştan yaratıyor. Tekrar seviyorum çakmak adamı. Çünkü uzaklaşmış oluyor biraz kendi karar verdiği ve sürekli uyguladığı sonlardan.

İki kitabı daha var çakmak adamın, Kızıl Nehirler (arkadaşımda olup da almadığım) bir de Ölü Ruhlar Ormanı (fiyatından sebep gerilip almadığım). Şimdilik bu iki kitabı okumayı düşünmüyorum, çünkü Koloni’nin son hali ve damağımda kalması gereken Grange tadının bu kadar olması gerektiğini düşünüyorum. Polisiye gerilim sayfasını kapatıyorum.

Reklamlar