Etiketler

, , , , , , , , , , , ,


Şimdi size hepinizin mutlaka duyduğu ama pek çok kişinin okumadığı, aslında kendi alanında oldukça öncü bir kitaptan bahsedeceğim.

Lise yıllarında ismi için herkesin söyleyecek bir lafı vardır, kimisine çok uzun gelir kimisi için tam bir sınav sorusudur. Hocalar da genelde Ahmet Haşim’in bu eserinden bahsetmekten vazgeçmezler çünkü zaten oldukça güzel bir eserdir. En azından onlar okumuşlardır ve önerirler.

Ama öğrenci milleti okumamakta direnir. Bir kere ismi komiktir arkadaş, öyle isim mi olur? İster Osmanlıca ister Urduca olsun, o isim komiktir. Söylenmez ve bu yüzden de gittikçe eğlenceli hale gelir. Ama aslında kitap bir eğlence üzerine yazılmamıştır.

Bahsedilen kitap başlıktan da anlaşılacağı üzere -gerçekten çok anlaşılır!- Gurebâhâne-i Laklakan’dır. Artık hepimiz evlere dağılabiliriz.

Ahmet Haşim’i daha önce özel olarak okuma fırsatı bulmamış birisi olarak aslında bu kitaptan başlamak bana acayip gelmişti. Evet ben de bol bol bu ismi söylemiş, bir şeye benzetememiş ve “Hadi canım sende.” tarzında cümleler söylemiştim.

Ama öyle değilmiş.

Anlaşılıyor ki Ahmet Haşim zamanının ötesinde bir adam, anlaşılıyor ki anlattığı şeyler ile edebiyata neredeyse farklı bir boyut getiren adam. Bir binanın yapısını bir leyleğe sormayı akıl edebilecek kadar da zeki ve aslında düşünceli. Bunu nezaket için yapıyor demiyorum ve bunu bir nezaket örneği olarak ödüllendirmiyorum.

Ben bu noktadaki örneğe, tamamen farklı bir şekilde ortaya sunulmuş bakış açısı olarak bakıyorum ve bunu onurlandırıyorum.

İçindeki her hikayenin birbirinden ayrı ve farklı bir noktaya dokunuşunu onurlandırıyorum. Ahmet Haşim’in varlığını onurlandırıyorum.

Şimdi yapmanız gereken şey o ince kitabı satın almak, ya da olanlardan istemek. Tüm ön yargılarınızdan, çocukça eğlencelerinizden uzaklaşmak ve Haşim’in engin dünyasına dalmak.

Ve pişman olmamak.

Reklamlar