Blazer Ceketli Madonna


Edebiyatta popülaritenin çok fazla karşısında durmam. Genel itibari ile fikrim “Ne olursa olsun, o kitaplar okunsun.”dur. Fakat dönemimizin popülarite anlayışı okuyup anlamak gibi bir çerçevede değil, “okumadan yorumlamak” minvalinde gelişiyor.

Böyle hiddetli bir giriş yapıyor olmamın nedeni Sabahattin Ali’nin hak ettiği değeri geç görüyor oluşu değil, görgüsüzlüğün görüşüne kavuşmasına az kalıyor oluşu.

En çok satanlar arasına giren Kuyucaklı Yusuf, Kürk Mantolu Madonna ve Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam kitaplarına baktıkça hem üzülüyorum, hem seviniyorum, hem hırslanıyorum hem de gururlanıyorum. Bu kitaplar beni son bir senedir mahvediyor.

Kürk Mantolu Madonna son zamanlarda yeni yazılmış ve piyasaya bir “aşk” kitabı olarak çıksaymış ismi başlıktaki gibi olabilirmiş. Nasıl olsa bir popülerlik payı da buradan çıkarmış, blazer ceket giyen kadınlar kendilerini “Madonna”mızın yerine koyabilirmiş.

Her şeyden uzaklaşıp Ali’nin o naif üslubu,  geniş anlatımı, insanı umutlandırıp umutsuzluğa atan ters köşe tarafı kitabı bambaşka kılıyor.

Kürk Mantolu Madonna  bize aşkın evrenselliğini öğretiyor önce. Sonra aşk fikrinin aşık olunanın önüne geçebileceğini. Bir kadın için bir adamın gösterebileceği fedakarlıklardan, bir kadının bir adam uğruna her şeyini verebileceğine kadar özverinin her noktasını gözler önüne seriyor.

Raif bir tarafta, Maria bir tarafta, aşkları ve imkansızlıkları bir tarafta.

Sosyal baskı, içsel baskı ve aşkın baskısı bambaşka taraflarda.

Gidenler ve bekleyenler, bekletenler ve beklemekten usanmayanların olduğu bir “insan” hikayesi Kürk Mantolu Madonna. Sadece bir aşkı anlatmıyor çünkü. İnsanı anlatıyor, platonikçesine aşık olabilen, eşi için her şeyi göze alabilen, mesafelerin varlığında yorulan veya yorulmayan insanların hikayesi çünkü.

Çünkü biz kadınlar en çok Maria gibi arzulanmak istedik ve fakat çoğunda onun kadar sadık ve özverili olamadık.

Çünkü biz erkekler en çok Raif gibi aşık olabilmek istedik ve fakat çoğunda onun kadar güçlü ve bağlı kalamadık.

Reklamlar

Blazer Ceketli Madonna” için 5 yorum

  1. Yine çok güzel bir yazı. Sabahattin Ali’nin değerinin gerçekten de çok geç anlaşıldığını düşünüyorum. Hatta tam olarak anlaşılamadığını… Üslubunu çok beğendiğim ender yazarlardan biri. Derin hayalleri duru bir şekilde anlatabilmek her yazarın yapabileceği bir şey değil.
    Romancılığının ve hikayeciliğinin yanında onun şair yönünü de çok başarılı buluyorum ve şiirlerini severek okuyorum. En sevdiğim şiiri olan Öyle Günler Gördüm Ki şiirini paylaşmak istedim. Biraz uzun ama affınıza sığınıyorum sayın yazar:)

    “Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp
    Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu,
    Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp,
    Hayaller alev alev beynimi yakar oldu.
    Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp
    Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu.

    Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı,
    Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı.

    Öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile,
    Gözümde canlanırdı eşkiya masalları.
    Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle
    Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri
    Kafada çelik gibi fikirler dursa bile
    Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri:

    Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum,
    Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum.

    Öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar
    Ben yanına varınca dudağını kıvırdı.
    Bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar
    Sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu.
    Silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar
    En alçak tekmelerle beni yere devirdi.

    Ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı.
    Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı.

    Öyle günler gördüm ki, tabanca sakağımda
    Tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı
    Gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda
    Sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı
    Tabancanın namlusu ısındı yanağımda,
    Parmağım istemedi tetiğini çekmeyi

    Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı
    Bir şeyler fakat beni yaşamağa bağlardı.

    Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam
    Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur,
    Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam
    Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur
    Yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam:
    Seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur

    Yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider,
    Gözyaşları içinde seneler yürür gider.

    Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman,
    Bana: Yaşa der gibi gülen senin yüzündü.
    Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman
    Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı.
    Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman
    Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi.

    Sen aklıma gelince her şey gülümserdi.
    Ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi.

    Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi:
    Garip başımın derdi bir yürek taşıyorum.
    Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı:
    İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum.
    Görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı:
    Ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum.

    Sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de,
    Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.”

  2. Elinize sağlık, güzel bir yazı olmuş.

    Kuyucaklı Yusuf’u okuduktan sonra Sabahattin Ali’ye hayranlığım bir kere daha arttı. Her yapıtı ayrı keyif veriyor. Diğerlerini de en kısa zamanda okumak dileğiyle.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s