Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Bu adamlar şair, bu adamlar hepimizden farklı. Edip Nazım Hikmet ile başlayan şiir serüveni Edip Cansever’le devam eder. Ardından Gülten Akın gelecektir, bunun da farkındayım. Şiirler ile haşır neşir ve hatta can ciğer kuzu sarması olabilmemin nedeni onları okuyabilmek için bir zaman beklemek değil. Şiir, her an her saatte okunabilecek bir şey… Yeter ki kimi okuduğunuzu bilin.

Edip Cansever! Bir garip bakışlı adam. Şöyle çakmak çakmak açtı mı gözlerini dünyaya, demek ki bir şiir çıkacak elinden. Dikkat! Yaralar şiirler. Edip Cansever’in en büyük silahıdır şiir, arkada kemerinde saklar. Gerektiğinde en hızlı da o çeker silahını, kimsenin esamesi okunamadan.

Gelmiş Bulundum Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan şiir kitaplarından. Hazırlayan Bedirhan Toprak. Peki kimdir Behirhan Toprak? Neden elini Edip’e bulamıştır? Edip kadar duygu yüklüdür çünkü, Edip kadar naif.

“çıplaktım
bütün mevsimlerini yağan bir yağmur görüyordum o bütün mevsimlerini
yağan yağmurun bütün çınarların bütün yapraklarından damla damla
ışıklarını görüyordum o bütün mevsimlerini yağan yağmurun bütün
çınarların bütün yapraklarından damla damla ışıklarının aktığı bütün
o unutuş ırmağının yüreğini görüyordum o bütün mevsimlerini yağan
yağmurun bütün çınarların bütün yapraklarından damla damla ışıklarının
aktığı bütün o unutuş ırmağının yüreğinin haykırışını
ellerimde görüyordum
gözlerimde görüyordum
saçlarımda görüyordum”

diyordu. Karmaşıktı Edip kadar. Edip’e hep Cemal diyesim gelir.

Sonra düştüm Edip’in peşine, Gelmiş Bulundum’un sayfalarını araladım, tüm sayfalarını sayfalar içinde kapadım.

Masa Da Masaymış Ha… şiirinde masaya ne koyduysa aynısını koydum. Yaşama sevincimi koydum, anahtarlarımı, çiçekleri, sütü, yumurtayı, pencereden gelen ışığı, havanın yumuşaklığını

Şair kere şair adam, masaya aklında olup bitenleri de koymayı başarıyor, biranın dökülüşünü de. Canım bira çekiyor, gribim bu günlerde. Bira bana yasak. Bırakın Edip içsin. Edip’le bira içesim gelir.

Sonra bu narin adam, bu çakmak bakışlı, sigarasını yakarken elini siper yapan adam Yerçekimli Karanfil’i yazar.

Biliyor musun? az az yaşıyorsun içimde

Oysa ki seninle güzel olmak var

Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi

Sen yerçekimli bir karanfilsin, düş içimize diyor. İçime çektiğim karanfilsin, bir sevdanın büyütüldüğü…

Sonra Şey Şey Şey ve Şeylerden çıkıyor karşıma. Nerenden başlasam seni soymaya, sevgili şiir. Şöyle beylik lafların var, şöyle incelikli;

bir adam kendi tiyatrosunda, tamam
bir köpek sokak değiştirdi, korkak
ici süt dolu bir lokanta, ve kapandı
ben ağzıma geleni söyledim, öyle
gene bir ağaç öttü, bu kaçıncı.

sevişsek olmaz mıydı, varan bir
elbette olurdu, bir kır çiçeği bir bulut
bir gülüş kanamak üzere, ve gizli
ve çabuk tarafından bir şey, şarap
aşk gene kelime değiştirdi, vahşi.

güneşe çıktık, bunu unutma, varan iki
ne uzak bir sesimiz vardı, efsane
gelince çile geliyordu bir çay
oysa biz iki demiştik, varan üç
gözler ki demeye kalmadı, derin.

kimbilir ne seviştik ki saat kaç
elleri tetikte bütün gazetelerin.

Hiçbir bölümü atıp kaçamıyor, çırpıp kurtulamıyorum. Sanki bir kelimeyi yerinden oynatsam tüm mısralar taarruza geçeceklermiş gibi. Sanki tüm kelimeler düşman olup gideceklermiş.

Aklım okulumda, aklım sınavların açıklanmasında. Aklıma şiir dersi geliyor, T.S.Elliot. Ne yapmış bu zat-ı muhterem? Şiir benim değil mi, yıkarım gelenekleri demiş. Bir aşk şarkısı yazdırmış anlatıcısına ama aşk şarkısı asla aşk şarkısı olamamış. Şiiri de uzun, adam akıllı. Mısralar desen çıkmış yoldan. Kafiye ve uyak var, ama bildiğimiz gibi değil. Sonra gözüme çarpıyor işte Edip’in bir şiir, hemen aklıma Elliot geliyor. Tahtakale şiirinde gözümün önünde birden fazla şair oluyor.

İnsanın kendi tragedyasını yazıyor Edip. Tragedyalar III / Koro. Hep beraber birbirimizin hikayesini anlatmaya başlıyoruz;

birden bire yapayalnızsanız her yerde
ve bundan korkuyorsanız
en küçük şeylerden bile. örneğin birine saati sorsanız
karşıdan karşıya geçseniz bir caddede
sesinizi alçaltıp dikkatle bakaraktan çevrenize
biriyle bir şeyler konuşsanız
ve her gün kitaplar, dergiler alsanız. postacı her gün mektup getirse
sözgelimi bir resmi dairede
fazlaca oyalansanız
şöyle bir iki otobüs kaçırsanız üst üste neden olmasın
kaldı ki, hiçbir şey yapmasanız bile
tuhaftır
sanki herkes kuşkuyla bakacaktır yüzünüze.

Ben şairi, kelimeleri ile severim. Edip’le kelimeleşesim gelir.

Su, Pas ve cendilimde Kan Sesleri. Sen sen ve sen! Siz üçünüz! Yani nasıl koparayım cümleleri, nasıl anlatayım derdimi? Yardımcı da değilsiniz sorularıma. İşiniz ve gücünüz sorun yaratmak.

Ama kırıyorum zincirlerini şiirlerin, mısraları özgür bırakmak adına.

“Herkes dünyayı bir yanından onarıyor sanki”

“Bir gün, bir uzun gün bir aynanın önündeyim

Kirpikler ve saçlar bitti

Gövdem duvara sürte sürte inceltilmiş bir nesne gibi

Dalgın ve uzun

Uzun ve sisli

Ben ki gövdemle tattım gövdemi, iyi bilirim”

“Ahmet abi, güzelim, bir mendil niye kanar

Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri.”

Yıkarsın ve yeniden yaparsın, en sonunda yeniden yıkarsın Edip. Kelimelerin dostu ve kelimelerin düşmanısın. Ruhi Bey’e takmışsın kafayı, Ruhi aşağı, Ruhi yukarı. Bırak rahat şu adamı!

Yine de bir kadına İçinden Doğru Sevdim Seni diyebilirsin, büyük aşk sözleri edebilirsin. Büyük aşk sözleri nasıl yakışıyor ağzına, tekrar söyle;

“içinden doğru sevdim seni
bakışlarından doğru sevdim de
ağzındaki ıslaklığın buğusundan
sesini yapan sözcüklerinden sevdim bir de
beni sevdiğin gibi sevdim seni
kar bırakılmış karanlığından”

Seyir defterinin satırlarını açmakta üstüne yok, kelimeler inci tanesi. Doğanın sana verdiği bu ödülden, çıldırıp yitmemek için, iki insan gibi kaldın, birbiriyle konuşan iki insan. Doğanın ona verdiği hediyeyi bilmem ama hediyeleşesim gelir Edip’le.

Edip! adından gelir senin böyle edip oluşun. Böylesine can’ı ve canan’ı sever, şair tabiatlı oluşun. Şairleşesim gelir seninle.

Reklamlar