Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


Güntekin, Reşat Nuri. Ansiklopedi ne demek bilenler için garip gelmeyecek yazılış. Ansiklopedi ile alakası olmayanlar için alakasız duruş. Önemli bir yazarı nasıl abidik gubidik tersten yazarsın?

Polemik yaratmak isteyenler hep olur. Bir şey söylersiniz ve anında birisinden anti-tezini alırsınız. Güzeldir yaşamak, karşıtlıklarla bir olduğunu bilirsiniz. Reşat’ın her romanı neredeyse film ve dizi yapılırken karşı çıkanlar ile çıkmayanlar olduğu gibi. Yaprak Dökümü ile dalga geçenlerin sayısı bazen izleyenlerin sayısını geçiyordu bir ortamda.

Reşat Nuri bu kadar popüler olacağını bilseydi daha başka neler yazardı acaba? Ya da kendisi bu popüler durum karşısında nasıl bir tavır takınırdı? Benim tüm karakterlerimi alakasız isterik insanlara çevirdiniz, gerçekliklerini yitirdi diye feryat figan eder miydi acaba?

Reşat Nuri’yi ilkokulda kıskanmam ile başlar benim Reşat sevgim. Abimin kitaplarının arasındadır Yaprak Dökümü ve evet onun değil o kitap benim olmalıdır çünkü ilk olarak kabı güzel kitabın, böyle pembeli gibi sanki. Tam yaşıma hitap ediyor. Hep ismi de akılda kalıyor. Ben Yaprak Dökümü’nün neye dair olabileceği üzerine fikir bile üretmemişken hemen sahipleniyorum kitabı. Uzun süreli tatile başlıyor kitap kitaplarımın arasında. Büyüdükçe ve adını duydukça okuma isteği duyarım ve ilk Yaprak Dökümü’nü okurum.

Bir düşünüp kalırım üzerinde. Ne anlatmak istiyordu bu kitap? Felaket felaket üzerine. Etkilenmem o kadar, henüz anlayabilecek durumda değilim oysa ki. Sonra dizisi yapılır Yaprak Dökümü’nün hatta en alakasız şekillerde linç edilir kitap. Tüm senaristler unutuverir bir anda Reşat Nuri’nin titremekten kırılmış kemiklerini, cümlelerindeki anlamı. Dizi sayesinde kitap da tekrardan okunur, ilgi görür. Reşat Nuri bilindik ve tanıdık bir hale gelir. Senaristlerin mantığı; reklamın iyisi kötüsü olmaz. Ama kötüsü hep olur reklamın ve edebi eserlerin hep kötü kopyalarını gösterirler özellikle her hafta sonu aptal kutusunda. Yaprak Dökümü ne bir ailenin içten dramı, ne değişen değerlerin vuruculuğu ne de başka bir şey olarak kalır akıllarda. Dört manyak yetişkin evlat, bir tane küçük psikopat evlat, bir dedikoducu ve kimseyi dinlemez kavgacı anne ile sürekli ölümden dönen ama her ölmeyişinde 100.000 yaşam puanı alan baba.

Evet, sıraladığımda benim de böyle aklıma gelişi her şeyin utanç verici ama yine de ne yapılırsa yapılsın Reşat Nuri’nin o anlaşılır diline, anlatmak istediğine, insanın içinde bıraktığı o küçük kıymığa erişemiyor kötü reklamlar. Yine benim aklımda ve içimde duruluğu ile bir kitap kalıyor, tekrar tekrar okunabilecek.

Okuduğum ikinci Reşat Nuri kitabı da Acımak. Acımak beni Yaprak Dökümü’nden daha çok etkiler ve hatta hüngür hüngür ağlatır. Duygularını çabuk gösterebilen bir insan olduğum için ben de hemen fırsat bilirim, gözyaşlarımı sel haline getirir akıtırım bir güzel. Daha ergen dönemlerime denk geldiği için de doğrudan etki bırakır üzerimde. Roman’daki Zehra ben oluveririm, babamla kavga ettiğim her sahne gelir aklıma ve daha da çok üzülürüm. Acaba babam da günlük tutsa ne yazardı?

Hayattaki gecikmişlikleri anlatarak okurlarının dünyalarına girmeyi amaçlayan Güntekin beni bu kadar etkileyebildiğini görseydi ne yapardı peki? O zaman sadece duygusal olarak baksam da ve hatta hayatımdan kesitlermiş gibi görsem de şu anda daha farklı algılıyorum her şeyi.

Şimdi, mazeretlerin aslında mazeret olamayacağını düşünüyorum. Geç kaldığımız her şey için sorumluluğumuzun ağırlığını, hissettiğimiz hayal kırıklıkları görüyorum. Ön yargının ve dinlememenin ne kadar acıtabileceğini biliyorum. Roman şu anda bana sıradan bir dram hikayesinden fazlasını anlatıyor ve işte Reşat Nuri’nin farklı zamanlarda farklı seviyelerde algılanabilen konularını ve üslubunu seviyorum.

Ve en son da Reşat Nuri Günteki’nden bir türlü başlayamadığım Çalıkuşu’nu okuyorum. Bu kitabı da kuzenimin kitaplığından çalmışım daha önce fakat eski olduğu için okuyasım gelmiyor. En sonunda okuyorum ve bu kadar hızlı akıp giden bir romanı neden daha önce okumadım diye yine kendimi sorguluyorum.

Çalıkuşu’nda ben en çok insanların zaman içinde değişmeyen tavırlarını görüyorum. Hala herkes aynı o dönemdeki gibi dedikodu yapmaya hazır ve nazır, hala kadınlar sadece kadın oldukları için eksik etek ve daha ötesi, hala kadınlar bir erkeğin yanında olduğu sürece sadece bir ‘karı’ ve hala kadınların ayakları yere basmak istediğinde ya yer altlarından çekiliyor ya da kadınların bilekleri kırılıyor.

Reşat Nuri şimdi gelse yanımıza, yabancılık çekeceği şey sadece teknoloji olurdu. Geri kalan her şey aynı çünkü. Neyi gözlemlediyse ve üzerinde yazı yazdıysa hepsi varlığını devam ettiriyor.

Burada mesele ise Reşat Nuri’nin ileri görüşlü yapısı mı oluyor yoksa Türk toplumunun değişme kelimesinin d’sinden yoksun yapısı mı? Seçim yapmak çok zor ve yorucu geliyor. Bir kez daha yenilmek istemiyorum çünkü değişmeyen gerçeklere. Bir kez daha duyabilecek gücüm yok bu gece okumak, feyz almak ve değişmek istemediğimizi görmeye. Bir kez daha farkına varmak istemiyorum aslında toplum olarak bir arpa boyu kadar bile yol almadığımızı.

Reklamlar