Etiketler

, , , , , , , , , ,


Thomas Bernhard’la yeni tanışacağım, kitap bana bakıyor ben ona göz kırpmakla meşgulüm. Kesin Alman bu adam diyorum, soluk benizin belli. Avusturyalı çıkıyor. Bir kere de bir şeyi tahmin edebilsem zaten…

Kitabın sayfalarını kurcalamayı severim aldığım zaman, nasıldır paragrafları, yazı puntosu karınca duası ayarında mıdır önemlidir benim için. Biraz Ferhan Şensoy’luğum tutar bu punto konusunda, karınca duası punto bana göre de değil. Hemen uzaklaştırasım gelir kendimden kitabı. Kitap bu uzaklaşmak olur mu? Olmaz.

Kitabı okumaya başlıyorum, daha önce yetmiş beş bin kez atılıp yetmiş yedi bin kez tutulmuş Tutunamayanlar için söylenenler aklıma geliyor. “Bütün sayfaları tek sayfaymış meğerse, ohoo bir kere okumaya başladın mı okuyamıyormuşsun işte mesele oymuş.” gibi cümleler kulaklarımda çınlıyor. Ben Düzelti’ye bakıyorum, Düzelti bana bakmakta ısrarcı. Tutunamayanlar için bu kadar çok konuşanlar Düzelti’de ne yapacaklar?

Noktalar yok, virgülleri beynim eş geçiyor. Evde bir bayram havası kitabı okuyorum ve fakat anlamıyorum. Başa dönüyorum. Bu sefer anlıyorum. Fakat bu sefer de isimleri nasıl okuyacağım karmaşasına düşüyorum. Burada yazmak bile istemediğim derece farklı şekillerde söylüyorum isimleri. -ler, -ler, -ler diye devam ediyor Höller ismi. Kendime kızıyorum. Bir isim okumayı bile bilmiyorum.

Kitapta ilerledikçe konu anlaşılır geliyor, bir yandan oldukça akıcı ama araya yeni kitap ve yeni kitap hevesleri giriyor. Düzelti kalıyor. Üç defa başka kitaplarla aldatıldıktan sonra önümüzdeki bir dönemde tekrar okunmak adına kitaplığa kaldırılıyor.

Düzelti’nin bir suçu yoktu aslında. Bitirememek benim problemim, normal şartlar altında başlayıp bitirmediğim kitap olmaz. Bazen aklıma “Karpuz kelek çıksa yemeye devam edecek misin?” lafı gelse de ben bitirmeden kelek olduğuna karar vermek istemiyorum hiçbir kitabın.

Halim yaman, Düzelti oracıkta beni bekliyor. Benim ise daha okumam gereken bir sürü kitap var.

Reklamlar