Etiketler

, , , , , , , , , , , ,


Nazım Hikmet’in yazdığı tiyato oyunları okumuş olmak mıdır ayrıcalıklı olan yoksa onları gerçekten kendine çok yakın hissetmek mi? Yusuf ile Menofis beni hep arada bırakıyor.

Kitabın bazı bölümleri eksik, bazı bölümler doğrudan başka sayfalara atlıyor. Gerçek bir el yazısı eserden geçirilirken kaybolan sayfalar var ortada aslında ve fakat sayfalar doğal olarak da yoklar.

Yusuf (sözüm ona peygamber) * ile Menofis (emekçi) bir araya geliyorlar kitapta. Yusuf’un güzelliğinden tüm kadınlar ellerini doğruyorlar onu görünce. Her gün Yusuf’u ziyaret eden de çok. Yusuf bir de hapishanenin müdürü olmuş, herkesi o atıyor. Menofis baş kaldırıyor. Halkı da ayaklandırmaya karar veriyor. Menofis bu yüzden hep suçlu kalıyor.

Yusuf çıkıyor hapishaneden, tekrardan Züleyha ile karşılaşıyorlar. Züleyha aç gözlü birazcık, halktan tüm mahsulleri topluyor ve halka tarla ile toprak ile satmaya çalışıyor. Züleyha birazcık fazla firavun. Kocası da boynuzlunun önde gideni. Neyse ki din kitapları bu kadar sivri yazmıyorlar bunları.

Sonra geliyor hikaye, değişiyor. Adamlar, adamlar, adamlar. Mahmekemelerde konuşmalar, mübaşırlar, kan davası. Hem de kan davası x kan davası. Oraların en iyi demircisi kimdir? Kim demiri tavında döker de en güzel demiri yapar. Elbette benim ailem!

Mahkemeler, adamlar, mübaşırlar ve deprem. Deprem herkesi yıkar, tüm aileleri, tüm kurumları tek seviyeye getirir. Artık ne tarihin çıkıntılığı vardır mallı ve mülklünün sahip olduğu, ne de ailelerin kan davası vardır çünkü felaket insan ayırmaz. Herkesin başına gelir tek seferde ve dümdüz yapan tüm dağlıkları.

Bir oğlanın incinen derisinde bir kızın sevgisi kalır. “Annemgil bir kap çorba yapmıştı.” kalır sözlerde. Felakettir çünkü, tek seviyeye çeker. Çarşaf gibi dümdüz bir deniz bırakır.

*sözüm ona peygamber lafı kitaptaki Yusuf portresine atıftır.

Reklamlar