Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , ,


Daha önce herhangi bir müzikal oyun izleme fırsatı bulmuş olanların tam anlamı ile bağlanacağı, oyundan çıktıktan sonra ayakları ile müziğe eşlik ettiğini anlayacağı bir oyun Şark Dişçisi. Lüküs Hayat, Tarla Kuşuydu Juliet, Kabare gibi çok sesli oyunlar ile haşır neşir olmuş bir insan olarak Şark Dişçisi’ne uzun zamandır gitmek istiyordum. Sonunda gittim! Ve iyi ki de gitmişim.

Şark Dişçisi 19. yy’da geçen bir hikaye. Nam-ı diğer Şark Dişçisi yani Taparnigos çapkın bir adamdır. Sophie adında kocasından bıkmış mı bıkmış bir kadın ile aşk yaşamaktadır. Taparnigos’un karısı Marta kocasının sürekli onun parası ile adam olduğundan yakınır da durur. Bütün olaylar işte bu noktadan ortaya çıkar.

Her şeyden önce Şark Dişçisi’nin açılışını yapan ve tüm oyuna bir güzel yön veren “kolbaşı” Selçuk Borak’tan bahsetmek istiyorum. Ermeni Türkçesi ile konuşarak ilk dakikada bağlar bizi oyuna. Hagop Baronyan tarafından yazılmış bu eseri bir kuble anlatır. Ardından Hagop hakkında bilgiler de verir. Örneğin mezar yerinin belli olmaması gibi. Aynı zamanda 19.yy’da yani 1850’lerde Pera’nın ne menem bir şey olduğunu anlatır. Biliriz ki bu gezgin kumpanyadan bizi güldürecek çoook şey çıkacaktır.

Hagop Baronyan Edirne’de doğmuş bir Ermeni’dir. Yazmış olduğu tiyatro eserleri 120 yıl sonra Şehir Tiyatroları tarafından oynanmaya başlanmıştır. Yine de işin garibi yazdığı her detayın güncellenebilir ve günümüze uygun olması. Yani aile ilişkilerinin çarpıklığı, yapılabilecek mevcut espriler. Sanki onların hepsi Hagop’un kafasının içinde bekliyormuş yıllar geçmesini. İşte bu sayede oyun hakkında ilk incelemeyi yapmış oluyoruz. Sanat eserlerinin zamansızlığını adımız gibi görmüş oluyoruz. 1842’de doğup 1891’de ölen Hagop’un eserinin zaman dışında bir oluşum olduğuna tanık oluyoruz. İnsanın sevmeye, arzularının peşinden koşmaya başladığı anda yaşanabilecek olayların evrenselliğini görüyoruz. Aile dediğimiz kurumdaki bozuklukların her zaman için geçerli olduğunu, baskı altında kalan bireylerin baş kaldıracağını ve daha iyisi için insanoğlunun daima bir koşuş içinde olduğunu.

sark-discisi-istanbul-buyuksehir-belediyesi-tiyatrosu

Çağlar Çorumlu’nun canlandırdığı Taparnigos Sevil Akı’nın canlandırdığı Marta ile bir türlü anlaşamaz. Onunla parası için evlenmiştir, Marta ondan büyüktür. Anlaşıldığı üzre yapmaması gereken bir evlilik yapmış üzerine bir de çocuk sahibi olmuştur. Yarenyag bu aşksızlığın meyvesidir. Aklı karışlarca havadadır yine de sevgisinin ardından baş kaldırmayı, amacına ulaşmak için iş çevirmeyi bilir. Akıllıdır da aptaldır da. Selin Türkmen’in canlandırdığı Yarenyag Salih Bademci’nin hayat verdiği Levon’a deliler gibi aşıktır. Levon, otoriterlerin sevginin önünde duramayacağına inanır. Sabah sevgilisi ile buluşmak için evden çıkarken annesine ne söyleyeceğini bir anda bilemez fakat aşkın her şeyden önce geldiğini düşünür ve geceden baloya gider.

Sophie (Sevinç Erbulak) ise yaşlı kocası tarafından tatmin edilemeyen bir kadındır. Taparginos ile hard-core bir ilişkileri vardır. Bastırdığı tüm duygular Taparginos ile ortaya çıkar. Bu noktada kadın ve erkek ilişkilerinde tatminsizliğe dair ikinci inceleme noktasına geliriz. Marta ve Taparginos ikilisinde tatmin edilmeyi bekleyen bir kadın vardır. Marta 60 yaşında olmasına rağmen hala kocası ile sevişmek ister fakat Taparginos karısının yaşlılığına ve isteğine dayanamayan bir adamdır. Onun için daha genç ve aynı derecede tatmin edilmeyi bekleyen Sophie vardır. Kadınlar erkekler tarafından hem duygusal hem de maddi açıdan tatmin edilmek isterler. Örneğin Marta’nın parasından daima bahsetmesi, ilk günkü gibi sevişmek istemesi, kocasına küsse de elini öptüğünde onu affetmesi, Sophie’nin yaşlı kocası ile sevişemediği için kuruyup gitmesi gibi birden fazla etken toplumda kadınların çekinik rolünü ortaya koyar. Yine de kadınlar da erkekler de bu tatminsizlik sonucunda başka insanlara kaçmaktadır.

Şark Dişçisi’ni Vişne Bahçesi, Tarla Kuşuydu Juliet ve diğer pek çok oyundan tanıdığımız Engin Alkan yönetiyor. Koreografi ise Selçuk Borak tarafından. Selçuk Borak Türk sanatında öncelikli yere sahip olması gereken bir adam. Sadece yurt içinde değil yurt dışında da çalışmalar yapmış bir başkoreograf. Yazması bile zorken bu kelimeyi adamlar bunun başı oluyor. Öyle düşünün. Dimdik duruyor sahnede, her noktada sesi yankılanıyor gür gür. Biraz daha aşık oluyor insan tiyatroya, biraz daha seviyor o sahne performansını.

Sahne demişken de üçüncü bir noktaya geçiyoruz incelenecek. Sahnede bulunan kocaman kumpanya evi ve onun sahne ortasında değiştiriliyor, çevriliyor oluşu. Bertolt Brecht’ten alışık olduğumuz defamiliarization / yabancılaştırma efektine tanık oluyoruz. Orkestraya laf atan oyuncu, protesto olarak elma armut atan orkestra, makyaj temizliyor diye sahneye çıkamayan oyuncu, gözlerimizin önünde değiştirilen ve taşınan dekor… Aslına bakarsanız daha pek çok detay var şu anda yazıp da sizi boğmak istemediğim. Oyunu izlerken bir anda yadsıyoruz bu yüzden, “Lan!” diyoruz. Hagop’un yapmak istediği de bu aslında. Topluma ışık tutarak hiciv yapmaya çalışan bir adamın aynı anda bizi de uyandırmaya çalışması çok normal. O ışık bize de tutulsun ki herkes sahnede yaşananlara dair kendini özdeşleştirmek yerine bir düşünsün, bir eleştirsin.

Yazıyı çok fazla uzatmadan ve size de izleme zevki bırakarak son bir noktayı incelemek istiyorum. Tuğrul Arsever’in canlandırdığı Giragos! Sen ne güzel adamsın, sen ne güzel karaktersin. “Genleşş, genleş, bollaş” diye insanları gülmekten öldüren, zenne kıyafeti ile Hamlet’ten tiratlar atan uşak. Son sahnede de bir hinlik ile karşılıyor bizi. Oyunun aynı zamanda başka tiyatro oyunlarına da gönderme yaptığını görerek alt çıkarım yapmış oluyoruz. Ve bir de kendi kendine gönderme yaptığını görünce tamam diyoruz “metatheatre” işte burada!

Çenem açıldı, durduramıyorum. Şark Dişçisi eve döndüğümde hemen oyun programını açıp yeni bir oyuna bilet aldıracak kadar içimi tiyatro ile doldur. Zannediyorum ki 2012-2013 sezonu oldukça bereketli geçecek benim için.

Reklamlar