Etiketler

, , , , , , ,


Kendi hayatlarını yalanları ile oyuna çevirenler vardır etrafımızda. Bir de yarattığı oyunları yaşayanlar. Bu iki insan türü ile de mutlaka karşılaşmışızdır. İlki olmayan şeyleri söyler, olmak istediğini anlatmaya çalışır ve ona bakarken her şey aşikardır. Yalan söylediğini de anlarsınız, aslında nerede olduğunu da ve ne olmak istediğini de. Çünkü yalanlar daima anlaşılmak üzere söylenir. En yersiz, en küçük yalanda bile söylenildiğinde anlaşılması umulduğu bir nokta vardır. Bu yüzden yalancının mumu yatsıya değil, bilinç fire verene kadar yanar.

İkincisi ise, hani şu hayatını oyun edenler, oyuna gelenler, oyunları hayat edenler. Onlar gerçekler ile oyunları birbirine çoktan karıştırmışlardır. Zaten hayatlarında “tutunacakları” gerçek bir gerçek de yoktur. Mutsuzluğun müptelasıdırlar. Yoksa bir düşünün, içimizden hangisi şimdi bavulunu alıp o çok sevdiğini düşündüğü kişinin yanına gidebilir?

Oyunlarda böyle değildir hiçbir şey. Karakterler ya da tipler aniden karar verebilirler her şeye. Sorumlulukları üç cümle sonra yok olup silinebilecektir. Perde değişecek, hayatları farklı noktalara akacaktır. Fakat gerçekte böyle olmaz hiçbir şey. Verdiğimiz kararlar ne o kadar çok hızlıdır ne de yaşamaya hazırızdır bu oyunları. Oyunları yaşamaya başlamak zaman alır, alışkanlık ve açık yüreklilik ister. Bir kez başladınızsa…

Bitmez.

Çevrenizdeki herkesi oyuna dahil edersiniz. Bir bakmışsınız ki köpeğiniz bile iki ayağının üzerine kalkarak bir şeyler yapmaya çalışıyor. Geçmişe gidip gelir, olmak istediğiniz adamı çoktan olduğunuzu düşünür ve her durumdan muzdarip bir şekilde gezersiniz.

Oyunlarla Yaşayanlar, gerçeği yaşamaya vakti olmayanları oyunu. Oğuz Atay’ın dönüşmeye korktuğu bir kahramanı anlattığı oyun belki de. Kim demiş yazar karakterinden korkmaz diye?

Rolüne öylesine bir tutunur ki Coşkun, öylesine oyunun içine girer ki son nefesinde bile ölmekten rahatsız değildir.

Cemile ise Coşkun asla gidemeyeceğinden emindir.

Hayat size roller biçer, siz onları yaşamaya başlarsınız. Bir zaman sonra o kadar tekrara düşer ve her anın bir sonrakini devam ettireceğinden o kadar emin olursunuz ki yaptığınız programın dışına çıkan en ufak bir durum bile alt üst etmeye yeter sizi. Beklemediğiniz anda giden sevgiliniz, beklenmeyen anda gelen aşk, ölümler ve doğumlar. Tüm tekdüzeliği tek bir ağlama sesi yırtabilir. Oyunlarla Yaşayanlar, kendilerini oyunsuz hissettiklerinde, yani kapandığında tüm perde, tamamen çıplak hissedebilir. Oyun, daima devam edecekmiş gibi tekrarlanası, bittiğinde hayatı karartacakmış gibi yaşamdan uzaktır.

 

Reklamlar