Etiketler

, , , , , , ,


Okulda bir kitabı okuyor olmak oldukça zor. Yaklaşık üç senedir ödev olarak verilen kitapları okumamak, okumamak için yüz bin takla atmak gibi huylara bürünüyorum. İşin içine zorunluluk girdi mi kendimi kaybediyorum, yatıyorum kalkıyorum bir türlü kendimi veremiyorum işe. Fakat yaklaşık üç senedir her okumadığım kitaptan sonra bir hüzün çöküyor ve her seferinde kendime “Bir dahaki kitabı okuyacağım.” diyorum. Böyle samimi bir itiraftan sonra Don Quijote ile olan dostluğumu anlatmaya başlayabilirim. Sanırım bu normal yazılardan biraz daha uzun olacak.

Önce bu kitabın neden roman geleneğinin babası olduğunu açıklayalım. İlk olarak kitabı elinize aldığınızda anlıyorsunuz zaten. Böyle kalın bir kitaptan böyle baba gibi bir kitaptan mutlaka bir şeyler çıkacaktır diye. Sonra üniversite hocalarının da yardımı ile anlamaya başlıyoruz. Romaneskten romana geçişi sağlayan bir yapısı var Don Quijote’nin. Daha önce hiç denenmemiş şeyleri yapıyor Cervantes. Bana kalırsa Cervantes koca bir deli. Böyle bir şeyi yazabilmek için normal olmamak gerektiği kesin. Nasıl ki Dali aklını özgür bırakıp tuvali hayata çeviriyorsa, Cervantes de aynı şekilde sayfaları hayata çeviriyor.

Gözümüze neler çarpıyor bu kitapta? Hangi elementler bu kitabı roman haline getiriyor? Romanın başlangıcı kabul edilen bu kitabın en önemli özelliği nedir? Tam bir dönem boyunca bu sorulara cevap vermeye çalıştık ve romanı neyin oluşturduğu neyin oluşturmadığına karar veremedik. Ortada tahminler vardı fakat hiçbirisi tam olarak açıklayamıyordu. Roman nedir sorusunu bir kez de ben size bırakıyorum ve Don Quijote’nin özelliklerinden, Cervantes’in tarzından başlıyorum.

Romanda öncelikli konulardan bir tanesi anlatıcıya güvenip güvenemeyeceğimiz. Cervantes romanın en başında bize bu hikayeyi başkasından duyduğunu ve aktardığını söylüyor. Fakat hikayeyi dinlediği kişiye de güvenilmeyeceğinden bahsediyor. İlk olarak bu noktada bir şüpheleniyoruz. Romanın ilerleyen bölümlerinde Don Quijote’den dinlediğimiz bölümlere de hiç güvenemiyoruz çünkü olmayan bir sevgilinin peşinden koşan, kendisini gerçek bir şövalye sanan ve herkesin bildiği üzere değirmenlerle savaşan bir adam. İşte bu noktada anlatıcının güvenilirliği neredeyse sona eriyor.

Tüm roman boyunca büyülenme durumu söz konusu. Don Quijote tamamen hayal dünyasında yaşıyor. Yaşadığı her şey kendi hayalleri ve büyülenmesi ile alakalı. Aynı zamanda Sancho da (daima yanında bulunan yardımcısı) vali olma hayali ile yanıp tutuşan bir adam. Don Quijote ve etrafında gerçekleşen tüm olaylar kitabın sonundaki “disenchantment” yani hayal kırıklığından sonra son buluyor. Sancho Panzo aslında hiçbir zaman için gerçek bir vali olamayacağını, olsa da bundan hoşlanmayacağını anlıyor. Don Quijote de yaşadıklarının bir hayal olduğunu anlıyor. Don Quijote’nin yaşadığı fantezi dünyasında her türlü hayale yer var. Sadece üzerinizi değiştirip tekrar ona göründüğünüzde kendinizi bambaşka birisi olarak tanıtabilir ve onu kandırabilirsiniz. Don, kandırılmaya ve kanmaya çok açık bir karakter olarak karşımıza çıkıyor.

Kitap boyunca Don Quijote idealist bir tip olarak karşımıza çıkıyor fakat kitap realizm üzerine kurulmuş. Dönüşüme ve büyülenmeye inanan bir karakter olarak Don Quijote romanın en tezat karakteri oluyor. Kitabın realizm üzerine kurulduğunu ortaya çıkaran en önemli nokta ise adalet ve ahlak sistemlerindeki çürükler, eksikler ve kişilerin manipülasyonları. Roman boyunca herkesin birilerine yalan söylediğini, kandırmaya çalıştığını ya da istifade etmeye çalıştığını görüyoruz. Bu konuda sadece Don Quijote bir hayalin peşinden koşan, hatta bir oyuncağın peşinden koşan bebek gibi karşımıza çıkıyor. Onun hayal dünyasının sonu ancak gerçeklerin acısını tattığında geliyor.

Kitaptaki her bir karakter toplum içindeki farklı grupları sembolize ediyor. Küçük ya da büyük, ne oldukları fark etmeden hepsi hayatımıza dair önemli noktalara değiniyor. Belki de Don Quijote’yi yüzyıllardır en ön sıralara koyan nokta da bu. Zaman hiçbir şekilde Cervantes’in yazdığı bu önemli kitabı geriye atamıyor. Daima yeni, daima bizlere ait parçaları buluyoruz.

Ne ben anlatarak bitirebilirim Cervantes’i ne de Don Quijote bir blog sayfasında yazılacak kadar kısadır. Bu yüzden aylaklık, tembellik ya da koalalık etmeyin ve böyle baba kitapları okumadan geçmeyin. Romanın babasına Don Quijote’den selam getirdim.

Reklamlar