Etiketler

, , , , , , , , , , ,


The Open Boat, Stephen Crane tarafından yazılmış ibretlerle dolu bir öyküdür. Kendisi Kısa Öykü dersimizde bizlerle olmasına rağmen aslına bakarsanız o kadar da kısa değildir. En azından oku babam oku bir dönem geçirdiğimiz doğrudur bu hikaye önümüze geldiğinde. Aldığım notlar ve sizin için oradan buradan birleştirip size güzel bir açıklama, not tutma yazısı yazacağım.

İlk olarak The Correspondant olarak karşımıza çıkan ağabeyimizin Stephen Crane olma ihtimali oldukça yüksektir. Edindiğimiz bilgilere göre Stephen Crane de böyle bir yolculuğa çıkmış ve zorlukları aşmıştır. Hikayeyi de bu yüzden The Correspondant’ın zihnininden duyarız. Onun fikirleri ve düşünceleri ile hareket ederiz. Bu yüzden onun sorgularına da eşlik etmiş oluruz. İlk başta dünyaya hakim olabileceklerine inanırlar tayfa olarak. Doğayı anlayabileceklerine, her şeyden üstün olduklarına inanıyorlar. Bu yüzden gözlerinin önünde bir perde var gibi bir durum söz konusu. Fakat bottan da anlaşılacağı üzere deniz motifi yine karşımıza çıkıyor. Yine bir maturity, yine bir olgunlaşma süresi kahramanlarımızı bekliyor olacak. Hikayenin başında hakimiyet duygusu yüksek olan kahramanlar hikayenin sonunda doğanın aslında onlara sahip olduğunu anlayacaklar.

Correspondant okumuş bir adam olduğu için yol boyunca öğrenmeye ve algılamaya en fazla açık olan adam. Örneğin varlığı, kaderi ve hayatı sorguluyor. Var oluşlarının nedenini bulmaya çalışıyor. Rodin’in Thinker heykeli gibi bazı pozlara girmesi de mevcut.

Bir diğer tarafta ise The Oiler var. Oiler botta bulunan en güçlü adam. Kasları var, botu tek başına götürebiliyor vs. Bu yüzden Darwinist teoriye göre ayakta kalabilecek olan tek kişi o. Fakat hikayenin sonunda ölmüş olan tek kişi The Oiler oluyor. The fittests survive dediğimiz olay da işte bu noktada cereyan ediyor. En başından beri güçlü kuvvetli hali ile onun kurtulacağını anlıyoruz. Gerçek bir survivor olduğunu görmemize neden oluyor hikaye de bizim. Ancak hem zihnen hem de fiziken güçlü olunmadığı sürece kurtulma ihtimalinin düşük olduğunu anlıyoruz.

Hikayenin başında daha bireysel olan bu dört adam zorluklarla karşılaştıklarında bir olmaya başlıyorlar. Kaybettikleri yiyecekler için üzülüyor, var olanları nasıl paylaşmaları gerektiğini düşünüyorlar. Anlıyorlar ki doğaya karşı tek başlarına olduklarında kurtulabilme şansları çok düşük. Bu yüzden birlik olmanın en mantıklı iş olduğunu kavrıyorlar. Kardeşlik teriminin içini doldurmaya başlıyorlar bu sayede. Artık ölüm kalım yolunda bir araya gelmiş adamlar oluyorlar.

Hikaye ilerledikçe bu adamların yarı batık botu ile kıyıdaki insanlar tarafından izlenmesi sahnesi geliyor. Bu sahnede en önemli nokta bakmak ile görmek arasındaki fark. Kıyıdaki insanlar onlara uzaktan bakıyor ve hatta onlara el sallıyorlar. Bizim biraderler ise zor durumda oldukları halde kendilerini bir türlü açıklayamıyorlar. Onların katı realitesine karşılık diğer tarafta hayal gücü var. İnsanlar uzakta ne olduğunu hayal edip ona göre hareket ediyorlar ve tabii ki oradan herhangi bir kaza ümitleri olmadığı için, görmek istemedikleri için de olabilir onlara el sallıyorlar.

Yavaş yavaş kader ve gerçeklik algıları değişmeye başlıyor. İlk başta kendi çıkarları doğrultusunda yaptıkları tahminleri artık daha doğru yapıyor hale geliyorlar. Fakat kendi aralarında da gerçeği farklı şekilde algılama söz konusu. Oiler’ın (Billie), Cook’un, Correpondant’ın ve Captin. Correspondant düşünmeye devam ettikçe ve başına gelenleri anladıkça insanın dünya üzerindeki minikliğini kavrıyor. Aslında ne kadar önemsiz bir parça olduğunu anlamaya başlıyor ve bu noktadan sonra umudunu kaybediyor. Sadece kendisini sorgulamakla kalmayan Correspondant aynı zamanda tanrıyı da sorguluyor. Kendi geleceğini öngörüyor ve “I never shall see my own, my native land.” diyor.

Değinmemiz gereken son nokta ise kardeşlik bağının kuvveti ile kendisini diğer arkadaşları için ölüme atan Oiler oluyor. Hikayenin başında tek başlarına hareket edem adamların son tahlilde nasıl birbirine bağlı olduklarını, zorlukların insanları nasıl birbirine yaklaştırdığını görmüş oluyoruz.

Reklamlar