Etiketler

, , , , , , , , ,


Uzun zaman sonra içimde huzursuzluk yaratan kitaptır. Çekiliş ile kitap okumaya başladığımdan bu yana her şey çok güzel gidiyordu. Önce Küçük Şeylerin Tanrısı çıktı şansıma. Sonra da Arkadaş. Tamam dedim, başlıyorum ve bitireceğim! Fakat bu kitap beni bitirdi.

Biliyorum ki Panait’in bireysel görüşlerine en yakın olan kitap bu kitap. Biliyorum ki Yaşar Nabi bu kitabı çevirirken oldukça iyi hissediyor, mutlu mutlu çeviriyordu. Yine de değişen dost kavramından ötürü, değişen sanattan ötürü Arkadaş beni tatmin etmedi. Tabii ki mutlaka dikkate alınması gereken cümleler var içinde. Örneğin:

-Olmaz anne! derdi Adrien. İnsan hem Tanrıya hem şeytana tapamaz. 

Ya da:

Gönülleri dostluk ateşi ile tutuşanlara ne mutlu. Yalnızlığı daha az öldürücü ve hayatı katlanılır bir hale getiren yalnız odur.

En sevdiğim ve üzerini hafif bir karalama yöntemi ile ölümsüzleştirdiğim sözler bunlar. Büyük bir dostluk arayışı içinde olan Adrien ile iki farklı dostluk yaşatan iki adam, Mihail ve Petrov.

Adrien bizim bildiğimiz sanatçı kıvamında bir adam. Berduş, gezmeyi seviyor okumayı seviyor. Hayatın anlamını keşfetmeye, gerçek bir dostluğu bulmaya çalışan bir çocuk. Genç mi genç. Bu yüzden ateşli ve hızlı. Mihail ise kendi duvarlarını örmüş, hayatını gizleyen ve dostluğun derin izlerine taşıyan bir adam. Bu genç adam karşısında yapabileceği tüm çekingenliği yaparak ve ilk başta ondan uzak durarak onu sınıyor, gelişmesinde ve büyümesinde yardımcı oluyor.

Mihail ve Petrov Adrien’in gelişiminde önemli iki basamak. Petrov Adrien’in dostluğu için can atarken Adrien de Mihail için ölüp bitiyor. Dostluk dostluk diye nicesine sarılmadan, bu iki adama tutunup gelişmek istiyor Adrien. Yine de kitap boyunca Mihail’in daimi muhalif tutumu, uzaklaşmacı yanı beni rahatsız etti. Anlattığı kendi hikayesinde ona acıyan bir kadının ardından ilk anda gurur yaptığı fakat sonrasında onun dostu olmak için çabaladığını görünce onun da birilerinin peşinden koştuğunu kolayca görüyoruz. Bu açıdan ilk başta Adrien’e katı davranmasının tek açıklaması kaçan kovalanır olmasıdır bana göre.

Biliyoruz ki yanına çekirge diye aldıkları çocukları olgun birer düşünüre, savaşçıya çeviren adamlar evet serttirler fakat kaçmazlar. Mihail yaşadıklarının ağırlığını tek başına taşıdığını iddia eden fakat yükünü başkalarına yüklemekten çekinmeyen bir adamdır. Mutsuzluk ardındaki dostluğun daha kıymetli olduğunu, savaştan sonra gelen barışın daha yep olduğunu düşünür.

Adrien saf duygular ile bağlıdır halbuki. Ölüm döşeğinde Mihail diye sayıklayacak kadar. Çünkü Adrien en başında böyle bir dostun yaşadığı topraklar içerisinde varlığından bile haberdar değildir. Sadece düşünür ve umar. Bu dostluk ihtiyacını birisinden görmemiştir, okuduğu kitaplar ile hayal eder hale gelmiştir. Mihail’i gördükten sonra yaptığı her şey ise yıllar sonra yemek bulmuş bir açın yaptıklarından farksızdır. Bu noktada Mihail’in yapması gereken bu aç insana daha ilk gördüğü anda görgü kurallarını öğretmek değildir.

Biliyoruz ki herkesin bir hikayesi vardır, herkes kendisinin haklı olduğu hikayeleri daha çok sever. Düşünürsek yaşadıkları ile övünecek milyonlarca insan, sefaletten kurtulma hikayelerini böbürlenerek anlatan binlerce adam vardır. Yine aynı şekilde sefaleti ile övünecekler de söz konusu. Petrov’un gerçek bir benmerkezci olduğunu düşünürsek (ki buna da tam olarak inanmak istemiyorum fakat Mihail’in bu konuda da fikri böyle) Mihail’in de ondan pek farklı yanı yoktur.

Başkaları olmadan mutlu olan Mihail, kitapları ile bir fırıncıda çalışmayın seçen Mihail, ona ortak olmak isteyenlere kolayca geçiş hakkı tanımamıştır. Halbuki ben de en az Adrien gibi yaşamın paylaşılarak güzelleşebileceğini düşünmekteyim.

İlk İstrait deneyimim olan Arkadaş, beni hayal kırıklığına uğrattı. Ardından kura çektim ve Sanatta Bireyin Doğuşu çıktı. Vira bismillah.

Reklamlar