Etiketler

, , , , , ,


Şeytana giden bir kapı varsa işte o kapı Dokuzuncu Kapı’dır. Filmi uzun süre beklettikten sonra izlemeye başlamanın verdiği hafif bir tedirginlik vardı. Kısa filmleri izleyip geriye 2 saat ve üzeri filmleri bıraktığım için sanki her film farklı bir değerdeymiş, eğer kötü çıkarsa kendimi kötü hissedecekmişim gibi.

Beynimi bu yönde şartlandırmamaya çalışsam da yenemedim yargılarımı. Kendime hükmedemedim. The Ninth Gate, en başından kurgusu ile Dan Brown’ın kitaplarına benziyordu. Yavaş yavaş birileri ölüyor, ortaya olağan dışı durumlar çıkıyor ve kahramanımız bu durumların üstesinden gelmeye çalışıyordu. Gerçekten film sarmaya başlamıştı, her şey yolunda gibi görünüyordu. Fakat.

Filmde beni rahatsız eden birkaç durum söz konusuydu. Örneğin açığa kavuşmayan ve aslında ne olduğu çok da belli olmayan sarışın hatun, Liana Telfer’ın yanındaki albino adam ( Johnny’nin sözleri ile hatırlarsak. 🙂 ) ve Balkan’ın tam olarak neye dayandığı belli olmayan Şeytan takıntısı. Bana kalırsa filmin en büyük eksikliği bu kişilerin neden gerçekten bu kitapların peşinden koştuğunun açıklanmamasıydı. Ayrıca en sonunda Balkan’ın yaptığı ayinin geçerli olmaması ve adamın yanıp tutuşmasıydı. Bu kadar şeytan ve şeytanca olayların geçtiği bir filmde baş kahramanın bu mertebeye ulaşmasına gerek yoktu diye düşünüyorum. Çünkü böyle bir son çok beklendik bir sondu.

the-ninth-gate-dokuzuncu-kapi-izle

Dean Corso’nun 9. ve son resmi bulması ile kendisinin 9. Kapı’da bulması ve kapının bir anda açılması görsel olarak güzeldi. Şeytan, kendi istediği kişi ile bütünleşmiş, bir araya gelmiş oluyordu. Fakat Şeytan’a ulaşabilen kişinin sadece inceleme sırasında değil daha öncesinde de bir tık da olsa Şeytan’la alakadar eylemlerde bulunmuş olmasını beklerdim.

İki saatlik filmlere böyle bir değer verince ve karşılığını alamayınca açıkçası üzüldüm. Hayat, beni neden yoruyorsun?

The Ninth Gate – Dokuzuncu Kapı Trailer

Reklamlar