Etiketler

, , , , ,


Benim bağlanma problemim var. Şimdiye kadar ne bir kuaföre daima gidebildim ne de bir köşe yazısını sektirmeden okuyabildim. Her gün haber sitelerini açsam da  gazeteden okumadığım sürece bu haberleri dikkate alamıyorum. Bir garip eski kafa çalışıyor beynim iş gazeteye gelince. Fakat her sabah gazete alıyor muyum? Hayır.

Haberleri dinlediniz. Bu samimi itirafım ile yazıya başlamam beni gerçekten mutlu etti. Uzun zamandır dilimin ucunda, ha söyledim ha söyleyeceğim. Perihan Mağden ile tanışıklığım gene lise yıllarına denk düşüyor. Nam-ı diğer can hocam Seval Canpolat İki Genç Kızın Romanı’nı okuyun diyor. Tam da o dönemlerde Kanal D bize bir kıyak yapıyor ve Vildan Atasever’li aynı isimdeki filmi yayınlıyor. Perihan Mağden ile tanıştınız. Tanıştınız fakat yazı dili ile film dilinin tamamen farklı olduğunu unutuyorsunuz. Bu yüzden Mağden’in bir başka kitabını okumaya davetlisiniz.

Bir sene sonra Elif Şafak’ın Med Cezir’ini veren gazete, sanırım Sabah idi, Perihan Mağden’in Herkes Seni Söylüyor, Sahi Mutsuz Musun?

Perihan Mağden ile işte bu sayede tanışıyorum. Farklı imla kullanımı, büyüklü küçüklü harfler ile bir deneme kitabı olan Sahi Mutsuz Musun? beni biraz allak bullak ediyor. Edebiyatta böyle özgürlük mü olurmuş?

Aradan uzunca bir süre geçtikten sonra Perihan Mağden ile iki hafta önce D&R’da karşılaşıyorum. Son Yazılar olarak Can Yayınları’ndan çıkan kitap, Mağden’in Radikal’deki köşe yazılarından oluşuyor. İşte şimdi anladınız neden uzun uzadıya itiraf ettim her şeyi.

Son Yazılar, yıllar sonra biraz biraz akıllanan beynime ilaç gibi geliyor. Devlet mevlet, görüşler fikirler hep bir paralel hep bir yan yana koşturmacalarda. Yalnız tek bir sorun var. Perihan Mağden’in üslubu tamamen kendine has, alışık olmayan kıçta don durmuyor hesabı garipsemek üzerine garipsemek yaşıyorum. Ben ki Leyla Erbil’e selam etmeden duramayan hatun.

Üslupta hiçbir şeye lafım olmayacaktı, düşünceler de zaten aynı boyuttaydı fakat neden yerli yersiz bu İngilizce kelimeler? Gerçekten İngilizce’de anlatmak istediği konu ile ilgili cuk oturan sıfatlardır bunlar fakat, neden hepsi böyle, neden efendim neden? İt gibi takılıyorum bu soruya. Perihan’ın İngilizce kelimelerini takip etmeye dalıyorum, hop başa dönüyorum. Halbuki,

bahsettiği her konuya olmasa da çoğu konuya parmağımı onunla birlikte basmak istiyorum. Yaptığı benzetmelere kıs kıs gülüp zekasına hayran kalıyorum. Yine de “Sen beni bütürdün Perühan.”.

PS: Keşke kitapta yazıların gazete yayınlandıkları tarihler olsaydı. Böyle belirli dönemlere hitap eden yazılar bomboş bir zamanda asılı kalmış gibiler tarih olmadan.

Reklamlar