Etiketler

, , , , , ,


Aşk filmlerini seviyor gibi görünsem de içimde daima biraz burukluk biraz da inanamamazlık vardır. City of Angels, pekçok genç kızımızın gönlünü yapar bu açıdan. Hani şu İngilizce kelime vardır ya “pure”, işte bu aşk filmi öyle pure.

Filmde her şey ama her şey bir klişe sayılabilir bence fakat tek bir noktada özellikle hakkını vermemiz gerekir. The Fall. Meleklerin özgür irade ile dünyaya düşüşleri, aşka düşüşleri… Elbette ki sınırlı kalmayacağım filmle. Şimdi dönelim, insanlığın en başına. Düşme işini en iyi bilen Adem ile Havva’ya.

Tüm hikayeler (din hikayeleri) bu iki insanın Şeytan, Lilith, Yılan gibi varlıklar tarafından kandırılarak (özellikle yapma denilmiş çünkü, yoksa yapmazlar ha keza) Yasak Elma’dan, Bilgi Ağacı’ndan yemiş yedikleri söyleniyor. O zamana kadar açık seçik gezinebilen bu Allah evlatları (Adem evladı olamazlar gibime geliyor) Bilgi Ağacı’nın o bilgi dolu meyvesini yediklerinde utanmanın ne demek olduğunu öğreniyorlar ve edep yerlerini kapatma ihtiyacı duyuyorlar. Hatta Allah’tan bile saklanacak delik arıyorlar çünkü utanıyorlar. Sesleniyor Allah: Adem, neredesin oğlum? Fakat Adem çıkamaz çünkü çırıl ve çıplak Allah karşısında.

Ben sana dememiş miydim? Düşersen üzülürsün? Melek de düşüyor gökyüzünden, yani Nicolas Cage, hem de oldukça güzel düşüyor. Onun dünyaya düşüşünden mutlu oluyoruz, özgür iradenin böyle güzelliklere neden olabileceğini görüp seviniyoruz fakat hayatın acımasız olduğu gerçeği ile filmin sonunda oldukça güzel karşılaşıyoruz. Eğer “happily ever after” olsaydı filmde, benim için büyük bir fiyaskoya dönüşürdü. Bir meleğin insana dönüşmesi, dünyevi zevklerin farkına varması ve dokunmayı öğrenmesi en ince ayrıntılar bu yüzden. Şu an dokunduğumuz her şeyi hissedebiliyor, yemeklerin kokularını ayırt edebiliyor, en sevdiğimiz müziği dinleyip kendimizden geçebiliyoruz.

Gelelim Adem ve Havva’ya. Bana kalırsa aklı daima başında olan insan, düşmeyi kendisi istedi. Çünkü birlikte olmak vardı, dokunduğu teni tatmak, sevişmek ve sevmek vardı işin ucunda. Cennet fazla kutsaldı, topraklar fazla mutlu, insana dair en dip duygular yoktu: kin, nefret, acı, ızdırap…

Adem ve Havva bana kalırsa Bilgi Ağacı’nın meyvesini, o Yasak Elma’yı ısırabilmek için zaman kovalıyorlar, Şeytan’a bile vakit bırakmadan koşuyorlardı peşinden. Başarmanın tadını ise birleştikleri ve doğurdukları çocuklar ile çıkardılar. Sıyrıldılar tüm ululuktan çünkü ululuk sadece egoları ile yaşayabilenlerindi. Adem ve Havva, ilk çocuklar: ilk günahı en güzel işleyenlerdi. Utanmadılar, edep yerlerini saklamaladılar, tenlerinin tadını çıkardılar. Tıpkı Seth ve Meggie gibi. Tıpkı bir meleğe aşık olabilen fakat onun için düştüğünde “yanlış yaptın” demeyen kadın gibi. Çünkü düşmek, bir yanlış değildir.

city-of-angels-melekler-sehri-izle

Ve düşüşün ne kadar beynelminel olduğunun kanıtı: düşmek her evrende düşmek ve yeniye kavuşmaktır.

Seth: I fell. 
Ann: Evidently. Off a train? 
Seth: I fell in love. Ann, please help me find her. “

Seth: To touch you… and to feel you. To be able to hold your hand right now. Do you know what that means to me? Do you – Do you know how much I love you? “

Seth: Why do people cry? 
Maggie: What do you mean? 
Seth: I mean, what happens physically? 
Maggie: Well… umm… tear ducts operate on a normal basis to lubricate and protect the eye and when you have an emotion they overact and create tears. 
Seth: Why? Why do they overact? 
Maggie: [pause] I don’t know. 
Seth: Maybe… maybe emotion becomes so intense your body just can’t contain it. Your mind and your feelings become too powerful, and your body weeps. “

City of Angels – Melekler Şehri Trailer

Reklamlar